|
Tarih: 06.01.2009-19:26:14 | Kategori: Sağlık
| Bu haber 923 kez okunmuştur.
Dünyada yaklaşık iki milyar kişinin tüberkülöz mikrobu taşıdığı, her yıl 1,5- 2 milyon kişinin de tüberküloz hastalığından öldüğü belirtildi.
Pamukkale Üniversitesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof.Dr. Fatma Fişekçi Evyapan, Verem Haftası dolayısıyla yaptığı açıklamada, akciğer tüberkülozuna yakalanan bir kişinin öksürme, aksırma ve gülmesiyle akciğerlerdeki mikropların balgamıyla havaya saçması ve havaya saçılan bu mikropların etrafta bulunan kişiler tarafından solunum yoluyla akciğerlere alınmasıyla bulaştığını söyledi.
Mikrobun temel bulaşmasının hava yolu ile gerçekleştiğini ifade eden Fatma Fişekçi Evyapan, şöyle konuştu: "Tüberküloz hastalığına yakalanan ineklerin sütlerinin içilmesi, ağız yolu ya da tüberkülozlu dokuların ellenmesi, deri yolu ile de bulaşma olmakla birlikte bu durum solunum yolu bulaşmasına göre önemsizdir. Hasta kişilerin çatal, bıçak, tabak ya da giyecekleri ile bulaşma olmaz yani hasta kişilerin yakın çevresinde bulunanlar yani aynı evde, yatakhanelerde, kışlalarda ya da ortak iş yerlerinde
çalışanlar bu hastalığın bulaşma olasılığı yüksek olan kişilerdir. Bu nedenle hasta kişinin tanısı konulduktan sonra Verem Savaş Dispanserleri tarafından ev halkı taranır."
Tüberküloz mikrobunu alan her kişinin tüberküloz hastalığına yakalanmadığını, bununla birlikte vücudunda bu canlı basilleri bulunduran kişilerin ömür boyu hastalığa yakalanma tehlikesi taşıdıklarını belirten Evyapan, sözlerine şöyle devam etti: "Vücut direncinin düştüğü durumlarda örneğin şeker hastalığı, böbrek yetersizliği, çeşitli ilaçların kullanıldığı koşullarda verem mikrobu dalmış olduğu uykusundan uyanarak hastalığın ortaya çıkmasına neden olur. Hastalık geçiren kişilerde daha sonra vücutta uyur
halde kalan verem mikrobu sayısı daha fazla olduğu için bu gibi kişilerde özellikle ilk hastalık geçirildikten itibaren beş yıl içerisinde yeniden hastalık gelişmesi riski daha fazladır. Hemen hemen her organda görülmekle birlikte tüberküloz mikrobu oksijenli ortamları sevdiği ve buralarda daha kolay çoğaldığı için akciğerler tüberkülozu daha sık görülür. Ayrıca çevreye hastalığı bulaşması açısından da en riskli hastalık akciğer tüberkülozudur. Bunun dışında lenf bezleri tüberkülozu, akciğer zarı
tüberkülozu, böbrek tüberkülozu, üreme sistemi tüberkülozu ve çok tehlikeli sonuçlara yol açabilen beyin zarı ve beyin tüberkülozu önemli hastalıklardır."
Tüberkülözün tıpkı anjin, idrar yolu iltihabı gibi antibiyotiklerle tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu ifade eden Evyapan, sözlerini şöyle sürdürdü. "Onlardan farklı çok sayıda antibiyotiğin bir arada kullanılarak biraz daha uzun süreli tedavi edilmesi gerektiğidir. Uzun süreli tedavi hastaların tedaviye uyum sağlamasını engelleyen en önemli faktördür. Bu nedenle son yıllarda ülkemizde de uygulanan Doğrudan Gözetim Altında Tedavi stratejileri ile ilaç bir sağlık personelinin gözetiminde hastalara
verilmekte, hastaların ilacı yuttuğundan kesin olarak emin olunmaktadır. Bu yöntemle yapılan tedavi, başarıyı önemli ölçüde artırmaktadır."
Tüberküloz aşısının, hastalığın ve enfeksiyonun sık görüldüğü ülkelerde daha doğumdan itibaren uygulandığını anlatan Evyapan, sözlerini şöyle tamamladı: "Ama hastalığı tamamen önlemese bile ağır ve tehlikeli bir biçimde hastalanmayı önler. Bunun dışında canlı mikroplarla kısa süre önce karşılaştığı bilinen ve hastalığa yakalanma olasılığı yüksek olanlarda, özellikle de çocuklarda koruyucu ilaçlarla vücutta kalabilecek canlı mikrop sayısı azaltılmaya çalışılır. Benzer uygulama bağışıklık sistemi baskı
altına alındığı koşullarda da yapılmaktadır."
|