|
Tarih: 17.08.2008-12:50:49 | Bu haber 155 kez okunmuştur.
Jeoloji Mühendisleri Odası Mersin İl Temsilcisi Erkan Demir, Türkiye'nin yüzde 92'sinin tehlikeli deprem bölgeleri içinde yer aldığına işaret ederek, depremde her yıl ortalama bin 3 kişinin öldüğünü ve 7 bin 94 binanın da yıkıldığını söyledi.
17 Ağustos depreminin yıldönümü nedeniyle açıklama yapan Erkan Demir, söz konusu depremi "Yüzyılın felaketi" olarak nitelendirdi. Demir, Türkiye nüfusunun yüzde 95'inin deprem tehlikesi altında yaşadığını, bunun yanında büyük sanayi merkezlerinin yüzde 98'i, barajların da yüzde 93'ünün deprem bölgesinde bulunduğunu hatırlattı. Erkan Demir, son 58 yıllık süreçte meydana gelen depremlerde 58 bin 202 kişinin hayatını kaybettiğini ifade ederek, 122 bin 96 kişinin yaralandığını, yaklaşık 411 bin 465 binanın
ya yıkıldığını ya da ağır hasar gördüğünün bilgisini verdi. Bu verilerin Türkiye coğrafyasının büyük bir kesiminin, her an yıkıcı bir deprem tehlikesiyle karşı karşıya kalabileceği gerçeğini açıkça ortaya koyduğunu kaydeden Demir, "Deprem, ülkemizin jeolojik bir gerçekliliği. Biliyoruz ki, deprem kaçınılmaz olarak bir kez daha karşımıza çıkacak. Bu jeolojik gerçekliğin bilinmesine karşın, bugün yaşadığımız çevrenin afetlere karşı daha korumalı ve güvenli, toplumun daha dirençli olduğu söylenemez. 1999
depremlerinin neden olduğu acı fatura ilk dönemlerde toplumun tüm kesimlerini ve siyasileri derinden etkilemiş gözükmüştü. Yeni bir sayfa açıyormuşçasına; yeni bir söylem ve davranış şekli vurgulanmaya, 'artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağına' yönelik ümit yayılmaya başlamıştı. Ancak aradan geçen yaklaşık 9 yılın sonunda, her şeyin eskisinden çok da farklı olmadığını görüyoruz" dedi.
Afet, imar ve yapı kanunlarının yeniden düzenlenmesi gerektiğinin altını çizen Demir, bunun yanında bir diğer önemli konunun da; güvenli yerleşim yerlerinin belirlenmesinde gerekli olan imar planı revizyonuna esas; jeolojik-jeoteknik etütler konusu olduğunu vurguladı. Demir, afet risklerinin azaltılması açısından yaşamsal bir öneme sahip bu çalışmaların Türkiye geneline yaygınlaştırılması gerektiğini, konunun da acilen ele alınarak uygulamaya geçilmesi gerektiğini kaydetti.
Türkiye'de özellikle 1950'lerden sonra başlayan kentlere göç, plansız şehirleşme ve sanayileşme, kaçak ve denetimsiz yerleşmeyle birlikte yapılaşmaların yoğun olarak devam ettiğine dikkat çeken Erkan Demir, bu durumun Türkiye'deki deprem ve diğer doğa olaylarının afete dönüşme risklerini sürekli artırdığını söyledi. Demir, "Günümüzde büyük kentlerimiz ve diğer yerleşmelerimizin, 1999 yılı öncesinden daha güvenli olduğunu söylemek olanaksız. Aksine nüfus artışı ve gelişme hızına bağlı olarak her geçen
gün, gelecekteki afetlerde kayıp ihtimalini daha da artırmaktadır. Afetlerle bu derece iç içe olunmasına karşın, zarar azaltma çalışmalarındaki yetersizliklerimiz sonucunda 5 büyüklüğünde depremler bile ülkemizde can ve mal kaybına yol açar hale geldi. Bu sonucu oluşturan çok sayıda ekonomik, sosyal, kültürel, teknik vb. faktör sayılabilir" diye konuştu.
Afetlerle mücadele edilebilmesi için çağdaş, güçlü ve etkin bir "Afet Yönetim Sistemi" ile toplumun davranışlarını değiştirecek içselleştirilmiş afet bilinci ve afetlere karşı mücadele kültürünün geliştirilmesi gerektiği savunan Erkan Demir, 1999 depremlerinin acı sonuçları ve kamuoyunda yükselen duyarlılığın, "Afet Yönetim Sistemi"nin yeniden yapılandırılmasını bir zorunluluk haline getirdiğini dile getirdi.
Türkiye'nin afet tehlikeleri açısından hassas bir coğrafyada bulunduğunu kaydeden Demir, bu kapsamda kriz yönetiminden önce risk yönetimine öncelik veren, hazırlık, planlama ve zarar azaltmaya dönük bir afet politikasının da şart olduğunu vurguladı. 'Afet Yönetim Sistemi'nin, kurumsal yapılanma ve mevzuatı ile bir bütün halinde işleyen bir sistem olduğunu belirten Jeoloji Mühendisleri Odası Mersin İl Temsilcisi Erkan Demir, şu anda yürürlükte bulunan Afet Yasası, İmar Yasası ve yapılaşma ile ilgili
yasalarda gerekli değişiklikler yapılmadan kurumsal yapılanmaya gidilmesinin sonuç veremeyeceğini sözlerine ekledi.
|